Deli Şapkacı (eretizm) ve şapkacı titremesi gibi cıva zehirlenmesi belirtileri üzerinden Alice Harikalar Diyarında’daki Şapkacı’yı inceliyoruz.

Uyarı: Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz!

Johnny Depp, 2009 yılında, yani Şapkacı rolünde olduğu Alice Harikalar Diyarında filmi vizyona girmeden hemen önce, bir röportajda şunları söylemişti: 

Bence zehirlenmişti, hem de çok zehirlenmişti ve sanırım bu zehir tüm sinirlerini etkilemişti. Saçlarından, tırnaklarından, gözlerinden dışarı taşıyordu… Kitapta, Şapkacı’nın “M harfiyle başlayan şeyleri araştırıyorum” dediği harika bir cümle var. Bunun üzerine ben de biraz araştırmaya ve okumaya başladım. Ve sonra insan M harfi ve şapkacılar, “şapkacı kadar deli” deyimi ve “civa” hakkında düşünmeye başlıyor. (1)

Filmde, Şapkacı’nın saçları ve kaşları turuncu renkteydi; parmak uçlarında turuncu lekeler vardı ve tırnakları sarıydı; gözleri ise uzun süre uykusuz kalmış gibi görünüyordu. Sanıyorum, filmdeki genel ruh halini en iyi tanımlayan kelimeyse “gergin” olurdu. Bu arada, “şapkacı kadar deli”nin İngilizcesinin “mad as a hatter”, civanın ise “mercury” olduğunu akılda tutalım. Yani yetenekli oyuncu Johnny Depp, filmde canlandırdığı Şapkacı’nın civa ile zehirlenmiş olabileceğini ima ediyor. 

17. yüzyılda şapka yapım sürecine cıvanın girmesinden sonra.. şapka yapımı son derece tehlikeli bir meslek haline geldi… Kürkten şapka yapımı, genellikle tavşan postundan kesilen tüylerin konik bir kalıba katman katman yerleştirilip buhar veya sıcak suyla preslenerek büzülmesiyle gerçekleştirilen keçeleme adı verilen bir işlem içeriyordu. Keçelemede cıva nitrat kullanımının avantajları, postun dışındaki sert tüyleri yumuşak ve gevşek hale getirmesi ve onları büküp pürüzlendirerek daha kolay birbirlerine tutunmalarını sağlamasıydı. Cıva tuzuyla yapılan işlem beyaz kürkü kırmızımsı kahverengiye çevirdiği için “havuçlama” olarak anılmaya başlandı… Kürkler genellikle yetersiz havalandırılan odalarda sıcak cıva nitratına batırılırdı ve cıva zehirlenmesinin belirtileri o kadar yaygındı ki, “şapkacı titremesi” ve “şapkacı kadar deli” gibi terimler günlük konuşma diline girdi. (2)

“Havuçlama” ifadesi dikkatli okuyucunun gözünden kaçmamıştır. Filmdeki Şapkacı’nın saçları, kaşları ve parmak uçları turuncuydu. Betimlerken, muhtemelen doku farklılığı nedeniyle tırnaklarda sarı tercih edilmişti. Şapkacı kadar deli deyiminin de demek ki tarihsel bir anlamı varmış. Son olarak, bu noktada, filmdeki Şapkacı’nın uykusuz gibi görünen gözlerinin nedeni de zehirlenmiş olmasından kaynaklı görünüyor. Yani, kolayca, “film Şapkacı’yı cıva ile zehirlenmiş biri olarak göstermiş” diyemeyiz ama “Şapkacı’nın filmdeki görünüşü cıva zehirlenmesini çağrıştıran yoğun simgeler içeriyor” diyebiliriz. 

Peki, şapkacı cıva ile zehirlenmiş miydi? Bu yazımda Johnny Depp’in aradığı ve kendince bulduğu bu sorunun yanıtını ele alacağım. Ama bunu yaparken filmi değil, Charles Lutwidge Dodgson’ın Lewis Carroll takma adıyla yazdığı ve ilk kez 1865 yılında yayınlanan Alice Harikalar Diyarında isimli çocuk kitabını temel alacağım. Çünkü kaynak olan kitap; film ise güncel bir sinema yorumu. Üstelik film, kitabı değil, yıllar sonra yeniden Harikalar Diyarı’na gelen Alice’in yeni maceralarını anlatıyor. 

Şapkacı’nın cıva ile zehirlendiği inancı o kadar yaygın ve güçlüdür ki bu konuyla ilgili olarak benim bulabildiğim ilk ciddi itiraz, ancak 1983 yılında, H. A. Waldron’dan gelir:

“Eretizm” terimi, 1805 yılında John Pearson tarafından cıva zehirlenmesinin tüm belirtilerini kapsayacak şekilde kullanılmıştı; ancak on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında bu terimin kullanımı, hastalığın yalnızca psikotik belirtilerini ifade etmekle sınırlandırıldı… Eretizmin başlıca psikotik özellikleri aşırı çekingenlik, kendinden şüphe duyma, artan utangaçlık, özgüven kaybı, kaygı ve fark edilmeden ve göze batmadan kalma isteğiydi. Kurban ayrıca alay edilme konusunda patolojik bir korkuya sahipti ve eleştirildiğinde sıklıkla öfke patlamasıyla tepki verirdi. Deli Şapkacı’nın fark edilmeden kalma isteğinden büyük ölçüde muzdarip olduğu ya da kişiliğinin baskın özelliklerinin utangaçlık ve çekingenlik olduğu pek söylenemez. O, daha çok zamana takıntılı, eksantrik bir dışa dönük kişi olarak tasvir edilir… Şapkacı’nın deliliğinin kökenine gelince; cıva zehirlenmesi geçirdiği o kadar sık ​​tekrarlandı ki, artık doğru kabul edildi. Aslında, Deli Şapkacı karakterinin esin kaynağı, neredeyse kesin olarak, Oxford yakınlarında yaşayan ve Christ Church’te matematik öğretim görevlisi olan Carroll’un yakından tanıdığı Theophilus Carter adlı bir mobilya satıcısıydı. Carter, tuhaf fikirleri ve sürekli silindir şapka takma alışkanlığı nedeniyle bölgede “Deli Şapkacı” olarak biliniyordu. Aynı zamanda bir tür mucitti ve en tuhaf icatlarından biri olan, uyuyanı yataktan dışarı iterek uyandıran bir çalar saat, 1851’de Crystal Palace’da sergilendi. Bu durum, Alice’teki Deli Şapkacı’nın zaman konusunda neden bu kadar takıntılı olduğunu açıklayabilir. Kesinlikle cıva ile zehirlenmemişti. (2)

Ertesi yıl Waldron’a iki ciddi itiraz yapılır. T. M. L. Price şöyle der:

Dr. H. A. Waldron’un, Deli Şapkacı’nın “kesinlikle cıva ile zehirlenmediğini” söylerken fazla dogmatik olduğunu öne sürebilir miyim? Kupa Valesi’nin yargılamasında tanık olarak göründüğünde eretizm ve şapkacı titremeleri apaçık görülmektedir. O kadar çok titrer ki, her iki ayakkabısını da ayağından düşürür ve kesinlikle aşırı ürkeklik, çekingenlik, özgüven kaybı ve kaygı gösterir; öyle ki ekmek ve tereyağı yerine fincanından bir parça ısırır. “Ben fakir bir adamım, Majesteleri” gibi sözler sarf eder ve Kral ona tanık kürsüsünden inebileceğini söylediğinde “Daha aşağıya inemem, zaten yerdeyim” der. Çay partisinde kesinlikle biraz dalaşmıştı; bu da eretizmin “eleştirildiğinde sinirden kendini kaybetme” belirtisi olabilir… Carroll’ın şapkacıların cıva zehirlenmesi tehlikesi altında olduğunu bildiğini iddia etmiyorum ama deli bir şapkacı görmüş olması muhtemel. İnsan davranışlarındaki gariplikleri gözlemleme ve betimleme konusundaki olağanüstü yeteneği ve klinik konulara olan ilgisi göz önüne alındığında, bu talihsiz insanlarda görülen delilik türünü büyük bir doğrulukla tanımlamasını beklerdim ve bana öyle geliyor ki bunu başarmış. (3)

Ve Goodacre ekler: 

Dr. Waldron, Şapkacı’nın “ürkeklik, çekingenlik, artmış utangaçlık, özgüven kaybı ve kaygı” belirtileri göstermediğini söylerken gerçekten haklı mı? Tüm bu özellikler duruşmada ortaya çıkar ve Kral’a “Gerginleşme, yoksa seni hemen idam ettiririm” dedirtecek kadar belirgindir. Şapkacı “huzursuz” ve “endişeli” görünmektedir, bir ayağından diğerine geçip durur, çay fincanını ısırır ve “o kadar titrer ki ayakkabılarının ikisi de ayağından fırlar.” (4)

Hareket Bozuklukları Ansiklopedisi (C. G. Goetz) kronik cıva zehirlenmesindeki nörolojik ve psikolojik belirtileri sayarken bu konuya da değiniyor:  

Motor belirtilere eşlik edebilen veya onlardan önce ortaya çıkabilen kişilik değişiklikleri arasında yorgunluk, ilgisizlik ve uykusuzluk bulunur; bunlar tarihsel olarak genellikle cıva kaynaklı nevrasteni olarak adlandırılır. Bu belirtiler, Lewis Carroll’un Çılgın Şapkacı karakterinde temsil edildiği gibi, kolayca uyarılabilirlik ve sinirlilik dönemleriyle kesintiye uğrayabilir veya bu dönemlere eşlik edebilir. Aşırı sinirlilik, şiddet içeren davranışlarla ilişkilendirilebilir; bazı tanımlamalara göre saldırganlık ve cinayet eğilimi de görülebilir.  (5)

Hatta 2010 tarihli, yazarı belirsiz bir NIOSH blog yazısında da cıva zehirlenmesi iddiası dile getirilir: 

Klasik öyküdeki Şapkacı’nın eretik, telaşlı davranışı Lewis Carroll’un 1865 Britanya’sındaki gerçek bir endüstriyel tehlikeye gönderme yapmaktadır. (6)

Ben, Şapkacı’nın cıva ile zehirlenip zehirlenmediği tartışmasında Waldron ile aynı fikirdeyim. Bunu da iki yönlü kanıtlamaya çalışacağım.

Kronik cıva zehirlenmesinin en belirgin belirtileri eretizm, titreme ve stomatittir. Eretizm olarak bilinen ruhsal bozukluk ilk gelişen belirtidir… En karakteristik belirti, nadiren ilk ortaya çıkan belirti olsa da, cıva titremesidir. Bu titreme, hipertiroidizmde görülen titreme kadar ince veya düzenli değildir. Birkaç dakikada bir, kaba ve sarsıntılı hareketlerle kesintiye uğrayabilir. Genellikle parmaklarda başlar, ancak göz kapakları, dudaklar ve dil de erken aşamada etkilenir. Hastalık ilerledikçe kollara ve bacaklara yayılır; bu nedenle hastanın atölyede dolaşması çok zorlaşır ve tezgahına kadar birinin ona eşlik etmesi gerekebilir. Bu aşamada durum o kadar belirgindir ki, halk arasında “şapkacı titremesi” olarak adlandırılır… Stomatit, aşırı tükürük salgılanması ve diş etlerinde hassasiyet ile kendini gösterir. (7)

Şapkacıların civa nitrat buharı ile zehirlenmesi esasında kronik (sürekli) bir zehirlenmedir ve buna tıpta “merkürizm” de denir. Alıntıdan da anlaşılacağı üzere, kronik cıva zehirlenmesinin en karakteristik belirtisi titremedir. Hatta o kadar karakteristiktir ki halk buna “şapkacı titremesi” der. Kitapta, Şapkacı’nın titremesi yalnızca mahkeme sahnesinde, ölüm tehdidi altında ve gelip geçici bir şekilde ortaya çıkar. Oysa eğer bir ‘şapkacı titremesi’ betimlenmiş olsaydı, bu gözden kaçmayacak kadar karakteristik olurdu. Ama, Waldron’a itiraz eden Price ve Goodacre’nin en önemli kanıtlarından biri mahkeme sahnesindeki bu titremedir. Bence bu, tüm kitaba hakim olan abartının, ölüm tehdidi altında tanıklık yapan Şapkacı’nın korkusundaki görünüşüdür. Yani bu titreme marazi değil edebidir. 

Denilebilir ki “Titreme zaten nadiren ilk ortaya çıkan belirtidir. İlk gelişen belirti eretizm olduğu için, belki de henüz titreme belirtisi başlamamıştı. Bu yüzden dikkatimizi eretizm belirtilerine vermeliyiz…” İddiaları bu temelde  olmasa da, Price ve Goodacre için, Şapkacı’daki eretizm cıva zehirlenmesi için önemli bir kanıt olarak ileri sürülür.

Bu, özellikle yabancıların yanında belirginleşen, kendine özgü bir çekingenlik biçimidir. Bu belirti kompleksine ilk kez eretizm adını Londra’dan John Pearson (1758-1826) vermiştir. Bu durumdan etkilenen kişi kolayca üzülür ve mahçup olur, hayattan aldığı tüm keyfi yitirir ve daimi bir işinden atılma korkusuyla yaşar. Bu kişide bir çekingenlik hissi vardır ve ziyaretçilerin önünde kontrolünü kaybedebilir. Dolayısıyla, bir fabrikada böyle bir adamı izlemek için durup bakarsanız, kimi zaman aletlerini yere atıp, öfkeyle size dönecek ve bir davetsiz misafir tarafından izlendiği sürece çalışamayacağını söyleyecektir. Ara sıra bir kişi, artık öfkesini kaybetmeden emirleri yerine getiremediği ya da bir ustabaşı ise, emrindeki çalışanlara karşı sabrı kalmadığı için işinden ayrılmak zorunda kalabilir. Uyuşukluk, depresyon, hafıza kaybı ve uykusuzluk görülebilir, ancak halüsinasyonlar, sanrılar ve mani nadirdir. (7)

Bu tanım ve kitapta Şapkacı’nın bulunduğu iki bölüm (çay partisi ve mahkeme bölümleri) üzerinden değerlendirirsem, tablo kısmi bir örtüşme gösteriyor; fakat eretizm tanısını destekleyecek bütünlüklü bir örüntü ortaya çıkmıyor.

Tanımdaki en güçlü örtüşme irritabilite/öfke ve yabancıların veya otoritenin karşısında kontrolün bozulmasıdır. Çay partisinde Şapkacı kolayca kızıyor, Alice’e küçümseyici biçimde karşılık veriyor, Mart Tavşanı’na hırçınlaşıyor, Fındıkfaresi’ni uyandırmak için çimdikliyor ve üzerine çay döküyor. Bu yönüyle “sabrın azalması” ve irritabilite tanımla uyumlu görünüyor. Mahkemede ise Şapkacı’nın rengi atıyor, huzursuzca bir ayağından diğerine geçiyor, titriyor, elindekileri düşürüyor ve konuşmakta zorlanıyor; dolayısıyla yabancı/otorite karşısında belirgin bir kaygı ve özdenetim bozulması da var görünüyor. Ancak burada kritik bağlam, davranışın patolojik bir çekingenlikten ziyade gerçek ve açık bir ölüm tehdidine tepki olarak ortaya çıkmasıdır. Kral defalarca kafasını uçurtmakla tehdit ediyor ve Kraliçe sonunda gerçekten öldürülmesini emrediyor. Bu nedenle mahkeme sahnesi, eretizme özgü “yabancıların yanında çekingenlik”ten ziyade durumsal yoğun korku ile açıklanmalıdır. 

Tanımdaki “kolayca üzülme ve mahcup olma”, “hayattan bütün keyfini yitirme”, “daimi işini kaybetme korkusu”, “işini bırakmak zorunda kalacak kadar öfke kontrolü sorunu” gibi unsurlar için ise bu iki bölümde yeterli kanıt yok. Şapkacı’nın işini kaybetme korkusu veya işini bırakması hiç söz konusu değil. Depresyon, uyuşukluk ve uykusuzluk da gösterilmiyor. Hafıza kaybı konusunda mahkemede Fındıkfaresi’nin söylediğini hatırlayamadığı bir an var; fakat bunun yoğun ölüm tehdidi altındaki bir tanıklık sırasında meydana gelmesi, kronik bellek bozukluğu için yeterli değil. Üstelik çay partisinde geçmiş olayları oldukça ayrıntılı hatırlıyor.

Daha da önemlisi, tanımın temel karakteristiği olan çekingenlik Şapkacı’nın çay partisindeki davranışlarıyla pek uyuşmuyor. Şapkacı sosyal olarak geri çekilen, ürkek veya pasif biri değil; Alice’e doğrudan müdahale ediyor, onun görünüşünü eleştiriyor, bilmeceler soruyor, konuşmanın yönünü belirliyor, başkalarının sözünü kesiyor ve uyandırmak için Fındıkfaresi’ni çimdikliyor ve üzerine çay döküyor. Yani olağan ortamındaki davranış örüntüsü çekingenlikten çok girişkenlik, baskınlık, müdahalecilik ve irritabilite gösteriyor.

Goetz ise bence konuya daha spekülatif yaklaşıyor ve kitaptaki Şapkacı’nın genel olarak eretizmi değil, eretizmin kolayca uyarılabilirlik ve sinirlilik dönemlerini temsil ettiğini ileri sürüyor. Goetz’in açıklaması, Şapkacı’da metinde bulunmayan yorgunluk, ilgisizlik ve uykusuzluk belirtilerini, metinde bulunan “uyarılabilirlik ve sinirlilik dönemleri” ile aynı klinik tabloya yerleştirerek, metinsel olarak gösterilmeyen belirtilerin de varsayılmasını gerektiriyor. Bu nedenle Goetz’in yaklaşımı Price ve Goodacre’nin yaklaşımından farklı olsa da, metinsel kanıt bakımından daha güçlü değil. 

NIOSH’un blog yazısı ise tarihsel cıva maruziyeti ile Şapkacı arasındaki popüler ilişkiyi aktarır; ancak Carroll’un karakterinin gerçekten cıva zehirlenmesini temsil ettiğini metinsel olarak kanıtlamaz.

Şapkacı ile cıva zehirlenmesi arasında tarihsel ve kültürel bir bağlantı kurulabilir; fakat bu bağlantı, karakterin metindeki davranışlarının toksikolojik bir semptomatoloji olarak okunmasını haklı çıkarmaz. Price ve Goodacre’nin dayandığı titreme, bağlamdan koparıldığında “şapkacı titremesi”ne benzeyebilir; fakat sahne bağlamında gerçek ve yakın ölüm tehdidine verilen korku tepkisi olarak daha doğrudan açıklanabilir. Eretizm iddiası ise daha da sorunludur, çünkü tanımın merkezindeki kalıcı çekingenlik, utangaçlık, özgüven kaybı, depresif/apatik belirtiler ve sosyal geri çekilme örüntüsü Şapkacı’nın olağan davranışlarıyla uyuşmaz. Goetz’in yorumu ise bu eksikliği çözmekten ziyade, metinde gösterilmeyen kronik toksisite belirtilerini varsayımsal bir semptom örüntüsü içine yerleştirir.

Yani, Waldron’un Carter ile ilgili iddiasının gerçekliğini bilmiyorum; ancak Şapkacı’nın cıva ile zehirlendiğinin metin tarafından desteklenmediği konusunda Waldron’a katılıyorum.

  1. Johnny Depp explains how he picked his poison with the Mad Hatter – Los Angeles Times; 2009
  2. Did the Mad Hatter have mercury poisoning; H. A. Waldron; 1983
  3. Did the Mad Hatter have mercury poisoning; T. M. L. Price; 1984
  4. Did the Mad Hatter have mercury poisoning; Selwyn H. Goodacre; 1984
  5. Mercury; Encyclopedia of Movement Disorders; C. G. Goetz; 2010 
  6. NIOSH Backgrounder: Alice’s Mad Hatter & Work-Related Illness; 2010 
  7. Chronic Mercury Poisoning; Monamy Buckell, Donald Hunter, Reginald Milton, Kenneth M. Perry; 1993

Summary: A historical and cultural connection can be drawn between the Hatter and mercury poisoning, but this connection does not justify reading the character’s behavior in the text as toxicological symptomatology. The tremor on which Price and Goodacre rely may resemble the “hatter’s shakes” when taken out of context, but within the context of the scene it is more directly explained as a fear response to a real and imminent threat of death. The claim of erethism is even more problematic, since the symptom cluster at the core of the definition, namely persistent timidity, shyness, loss of self-confidence, depressive or apathetic symptoms, and social withdrawal, does not match the Hatter’s ordinary behavior. Rather than resolving this gap, Goetz’s interpretation places symptoms of chronic toxicity that are not shown in the text into a hypothetical symptom pattern. That is to say, I do not know whether Waldron’s claim about Carter is accurate, but I agree with Waldron that the text does not support the claim that the Hatter was poisoned by mercury.


“Şapkacı cıva ile zehirlenmiş miydi?” ögesine 2 yanıt

  1. OS***** AL***** ER***** OSMAN ALPARSLAN ERGÖR avatarı
    OS***** AL***** ER***** OSMAN ALPARSLAN ERGÖR

    Sevgili Müslüm, harika bir yazı. Nazmi Bilir Hoca doktora programında meslek hastalıkları dersine bu soru ile başlamıştı: “Caroll’un Alice Harikalar Diyarında kitabındaki şapkacının hastalığı ne olabilir?” Çok erken yitirdiğimiz dönem arkadaşım Dr. Levent Tunalı ile birbirimize bakmıştık… Çok güzel bir derinlikle işlemişsin. Mesleklerle ilgili tehlike ve riskleri öğrenmek ve anımsamak için son derece yararlı bir materyal. Büyük emek. Eline sağlık.

    1. Dr. Müslüm Güney avatarı

      Güzel sözleriniz için teşekkür ederim hocam. Ama öyle bir anı aktardınız ki yazının ikinci yarısını da siz yazmış gibi oldunuz. Çok teşekkür ederim. Bu vesileyle Nazmi Bilir hocayı da saygıyla anıyor ve uzun ömürler diliyorum.

Yorumlarınızla katkıda bulunun

Dr. Müslüm Güney sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin